Rehber :
   
Enerji Ürünleri & Tarım Makinaları
Özsöz Ticaret
Can Makina & Jeneratör
Vatan Jeneratör
Tamamını Göster...
   
    Kullanıcı Adı:   
    Parola:           
                       
26.07.2009
Doğada ve Tarih İçinde Bir Yol Öyküsü


Doğu Karadeniz dağları, sınırları ortadan kaldırır; iklimleri ve insanları buluşturur. Sis Dağı’ndan Verçenik Dağı’na geldiğinizi kemençe sesinin yerini tulum sesine bırakmasından anlarsınız. Duyduğunuz tını ise aynıdır.

 

Yazı ve Fotoğraflar: Ufuk SARIŞEN

 

Yaz gelip sıcaklar bastırdığında, şehirde nefes alınmaz hale gelindiğinde tatil için güneye, yani daha da sıcağa gideriz ya da tam tersi; kış kendini gösterince daha da soğuğa, kayak tatiline... Bu çelişkiyi açıklayacak mantıklı bir sebep bulamadığımdan mıdır yoksa kökenlerimin Karadeniz’e uzanmasından mı bilmem, bu yaz da soluğu yine Karadeniz’de almaya karar verdim.

Şehir için dizayn edilmiş 3 kapılı, düşük motor hacimli ekonomik aracımın gidebileceği bir rota çizmeliydim. Doğu Karadeniz Dağları’nda dolaşacaktım, Giresun, Trabzon ve Rize sınırlarından geçecektim. Aracımı zorlamamak ve asfalttan uzaklaşmamayı amaçlıyordum ama ilerleyen günlerde, arabamı dağ keçileriyle yarıştıracaktım.

 

 

Üç Şehrin Ortasında: Sis Dağı

Giresun Dağları’nın Kalkanlı Dağları ile birleştiği noktada Karadeniz’in sahile en yakın zirvelerinden biri olan Sis Dağı bulunuyor. Sis Dağı aynı zamanda Giresun, Trabzon ve Gümüşhane’nin kesiştiği alanda yer alıyor. Bu iki özelliği, yörede dağı ve yaylasını hayli popüler hale getirmiş, ancak bu popülerlik ne mutlu ki turistik değil yöresel bir ilgiden kaynaklanıyor. Trabzon’un Beşikdüzü, Şalpazarı ilçeleri ve Geyikli beldesini izleyerek keskin virajlı dik yollardan ulaşılıyor Sis Dağı’na. Yolda, Karadeniz’e özgü bir bitki örtüsü çeşitliliğine tanık oluyorsunuz. Fındıkla başlayan yolculuk, çam ağaçları, ormangülleri ve yayla çimeniyle sonlanıyor. Tırmanış sırasında yol verdiğim bir ineği güden teyze ile torununa nereye gittiğini soruyorum: “Sis Dağı’na” diyorlar. “Götüreyim dilerseniz” diyorum, zar zor kabul ediyor teyze. İneği torununa emanet edip yapması gerekenleri tembihlemeyi de ihmal etmiyor. Yaklaşık 1 saat sonra yaylaya vardığımızda, teyzenin bunca yolu gün boyu yürüyerek çıkacağını anlıyorum. Yolda öyküsünü de dinliyorum. Yaylada evlerinin olduğunu ve her yıl yaz başında yaylaya göçtüklerini öğreniyorum. Teyzenin anlattığına göre, kışın karla kaplı olmayan sahil şeridinde otlayan hayvanlar, yazın geniş otlakların bulunduğu yaylalara çıkarılırmış, ayrıca sahilin nemli ve bunaltıcı sıcağına karşı yaylanın serin havası ilaç gibi gelirmiş. Sis Dağı’nın 2382 metrelik zirvesinin hemen altındaki Sis Dağı yaylası orada yaşayanlar kadar, civar köylerden gelen insanların nefes aldığı, yürüyüş yaptığı bir mesire yeri aynı zamanda. Burada, başka yerde rastlamadığım bir yeme içme alışkanlığı var. Sistem yaklaşık 200 yıldır şu şekilde işliyor: Yaylada otlayan sürüden bir kuzuyu seçiyorsunuz ve kasap gereğini yapıyor. Daha sonra, taze kesilmiş eti yayladaki açık hava kuzinelerinde kavurup afiyetle yiyorsunuz. Bizim gibi, eti marketten poşet içinde almaya alışmış olanlara vahşi de gelse, gelenek bu şekilde. Üstelik etin tezeliği de garanti. Dağa adını veren sis, yaylanın üzerinde geziniyor, manzara sürekli değişiyor. Bir yerde sis dağılırken, diğer yer görünmez oluyor.

 

Sisin Gizlediği Sümela Manastırı

Sis Dağı’ndan tekrar sahile inerek Kalkanlı dağ sıralarının eteklerine doğru ilerliyorum. Maçka’dan 17 km sonra Altındere Vadisi’nde, Karadağ’ın dik yamaçlarındaki çamların içine gömülmüş Sümela Manastırı, vadi yatağından 300 metre yukarıda tüm heybetiyle beliriveriyor. 385 yılında kurulan bu manastırın o zamanın teknolojisi ve imkanlarıyla nasıl inşa edildiği kafamı kurcalarken, 300 metreye çıkan patikayı tırmanmaya başlıyorum. Manastır’da 1998 yılında başlayan retorasyon çalışmasının hala büyük bir titizlikle devam ediyor olması gerçekten sevindirici. Eşi benzeri olmayan bu yapı dünyanın her yerinden turistleri kendine çekmeye devam ediyor. Sis yine kendini gösteriyor ve manastıra ulaştığımda, ne yazık ki vadi manzarası görmek hayal oluyor.

 

Uzungöl’den Sarıkaya Yaylası’na

Karadağ eteklerinin hemen yanıbaşındaki Soğanlı Dağı’na doğru, Çaykara’dan içeriye yönelerek yoluma devam ediyorum. Aracım şimdiye kadar beni mahçup etmedi. İstikamet, Soğanlı eteklerindeki Sarıkaya Yaylası... Burası da turizmden payını almamış çok az insanın bildiği, gerçek bir yaşayan yayla. Üstelik yolunuz Uzungöl’den geçiyor. Uzungöl, 1090 metre rakımda, Holdizen deresinin heyelan nedeniyle çöküp tıkanması sonucu oluşmuş. Bu sayede çamların içinde, dağların eteklerinde nefis bir manzara miras kalmış bize. Bölgedeki Arap turistlerin fazlalığı da dikkat çekici. Kendimi onların yerine koyuyorum; sapsarı çölden sonra yeşilin binlerce tonu ve gürül gürül akan akarsularla karşılaşmanın onlarda nasıl bir coşku yaratmış olabileceğini düşünüyorum. Uzungöl’den yaklaşık 1,5 saat tırmanıştan sonra Sarıkaya’ya varıyorum ama yine sisten dolayı yaylayı pek göremiyorum. Sis içindeki belli belirsiz camiyi ve köyü seyrettikten sonra dönüşe geçiyorum. Haritama göre Çaykara’ya ulaşan başka bir yol daha var. Farklı yerler görme sevdasıyla bu bilinmeyen yola giriyorum. Solumda akan dere boyunca, 4x4 araçların test parkuru olabilecek bu yolda yaklaşık 2 saat boyunca ilerliyorum.. Yolda rastladığım bir avcıya ne kadar yolum kaldığını sorduğumda, ‘yaklaşık 3-4 saat’ diyor. Söylediklerinin Karadenizlilere özgü bir şaka olduğunu umarak 1.5 saatte geldiğim yolu 5 saatte dönüyorum.

 

Kartal Yuvası: Verçenik

“Bildiğin yoldan şaşma” diyen atasözünü hatırlayarak Doğu Karadeniz’in en yüksek ikinci dağı Verçenik (3711) zirvesine doğru yöneliyorum. Fırtına Vadisi boyunca bölgenin eşssiz manzaraları eşliğinde Çat Köyü’ne varıyorum. Geceyi köyde çadırımda geçiririyorum. Çadırın üstündeki tül pencereden parıldayan yıldızları seyrederek uyumak büyük keyif, ancak sabaha doğru aynı delikten ansızın bastıran yağmurla uyanmak konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Vadi boyunca, oraya nasıl ulaşıldığına akıl sır erdiremediğim yamaçlara adeta tutkalla yapıştırılmış bir sürü ahşap konakla karşılaşıyorum. Verçenik yaylasına, arabanın hemen 2 metre önünden havalanıp vadiye doğru pike yapan kaya kartallını seyrederek ulaşıyorum. Gökyüzü daha mavi burada. Yazın ortasında olsak da hava kazak giydiren cinsten. Sis Dağı’ndaki kemençelerden yayılan melodiler, Verçenik Dağı’nda da aynı, ancak burada tınılar ve melodiler tulumdan çıkıyor.

Yayladan yukarılara doğru yürürken kafamın içi tertemiz. Verçenik kartalları yürüyüşünüze eşlik ederken krater göllünden su içiyor ve ‘her şeyi bırakıp burada yaşama’ hayaliyle şehir için yapılmış arabama binip dönüş yoluna geçiyorum.  

 

(Kaynak: Karalahana.com)

Toplam Okunma Sayısı : 1190

GülNet İnternet Hizmetleri, GülKom Mühendislik Bilgisayar Ltd.Şti.
Gazipaşa Mah. Cudi Bey Mektep Sok.Mahmut Reis Apt. No:7 Kat:2 Daire:4 Trabzon / TÜRKİYE
Tel: +90 462 326 61 42 - Fax: 0 (462) 326 99 59
E-mail: info@visittrabzon.com